Kategoriler
İlham

Zaman

Zaman.

Sadece 5 harften oluşan bir kelimenin ötesindedir öyle değil mi ?

Hayatı ömrümüzün en değerli sermayesi aslında. Fakat günümüzde bunu çok fark edemiyor gibiyiz ? Bana öyle geliyor, sizce de öyle mi ? Günümüzde insanoğlunun oluşturduğu yapay şeyler bu kıymetli varlığı tam olarak anlamamıza engel oluyor. Biz her ne kadar onu anlamak için uğraşmasak da o yine görevini en iyi şekilde yerine getiriyor. Ne bir saniye geri ne bir saniye ileri. Olması gerektiği gibi durmadan akıyor. Yavaş yavaş ama aslında bir o kadar da hızlı şekilde sona doğru durmadan ilerliyor.

Peki biz bu kıymetli varlığın değerinin ne denli farkındayız, bu değerli varlığın hayatımızın, kararlarımızın üzerindeki etkisinin ne denli önemli olduğunu anlamak için çaba harcıyor muyuz ?

Tarihe ve doğaya olan merakım beni zaman zaman kamp yapmaya sürükler. Böyle zamanlarda bir nebze olsun daha iyi anlarım zamanın ne denli kıymetli olduğunu. Yine aynı şekilde biyolojik saat kavramını.

Hiç doğada uyuduğunuz ve ardından gün doğumu ile uyandığınız oldu mu? Alarm yok. Aslında var ama doğanın alarmı. Doğada uyanmak için telefonunuzun rahatsız eden alarmını kurmanıza gerek yoktur. Cıvıldayan kuşlar vardır, gözlerinizi kamaştıran güneşin doğuşu vardır. Elbette bir de kendi vücudunuzun biyolojik saati. Güneş ışıkları gökyüzünü aydınlatmaya başlayınca hücreleriniz bunu hemen gerekli yerlere iletir ve kendiniz öyle güzel uyanırsınız ki. Dinç, enerjik, mutlu…

Ne zaman doğada kalsam hemen hemen hep bu manzara ile karşılaşırım. Hatta bir keresinde yakın bir arkadaşım ile bir şelalenin yanına kamp yapmıştık. Akşam olunca gök yüzünü seyredip ateş yakıp çayımızı içmiştik. İlerleyen saatlerde hava daha da kararınca erken saatte uykumuz gelip uyumuştuk. Normalde şehir yaşamında o saate pek uyunmaz. Saat 20.30 – 21.00 civarıydı sanırım. Şelalenin o güzel sesi ile uyuyup, yine aynı o güzel sesi ile uyanmıştık. Herhangi bir alarm olmadan. Ben bu saatte nasıl alarm olmadan uyanabildim diyerek. İşte o zaman bir kere daha doğal zamanlamanın önemini anlamıştım. Olması gerekenin bu olduğunu.

Kamp manzarası şelale.
Harika manzaramız.

Yarattığımız yapay ışıklar ile vücudumuzun ayarlarıyla oynuyor dengemizi bozuyoruz.

Bu ve daha bir çok örnek var aslında zaman kavramının derinliğini anlamamızın engelleyen.

Aslında çok iyi bir ölçü birimi zaman.

Örneğin bir bebeğin sağlıklı doğması için dokuz ay gerekiyor. Bir tavuğun yumurtalarından civciv çıkması için 21 gün kuluçka süresi, tohumun filizlenmesi için bir süre, çiçeklenmesi için ayrı bir süre gelişmesi ve hasat edilmesi için apayrı bir süre var. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Hiç olgunlaşmamış bir meyveyi dalından koparıp yediğiniz oldu mu ? Olmuştur diye tahmin ediyorum. Tadı oldukça farklı kimi zaman acı veya ekşidir. Ve diğer husus ise artık koparttığınız o meyvenin olgunlaşamayacağıdır.

Peki bir meyve, sebze ya da benzer bir şeyi lezzetli olduğu zamanda yemek için beklerken hayatımızda bulunan arkadaşlıklara, dostluklara, aşklara, sevgilere, mutluluklara, üzüntülere ve diğer birçok şeye gerektiği zamanı veriyor muyuz ? Yoksa erkenden dalından koparıyor muyuz ?

Bir şeyleri hemen elde etme isteğimiz daha olgunlaşmadan bazı şeyleri öldürmemize sebebiyet veriyor olmasın. Buna dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Daha olgunlaşmadan tadına bakmak aslında hiçbir zaman lezzetini bilemeyeceğimiz bir fırsatı kaçırmamıza neden olabilir.

Zaman bazı şeyleri iyi şekilde ölçümlememiz için güzel bir yöntemdir.

Ektiğiniz tohumların filizlenip, sabır ile olgunlaşmasını bekleyip harika tatları ile size unutulmaz lezzetler yaşatması dileğiyle.

“Yasaların işlemediği tek bir hırsız vardır ve bu hırsız insanoğlunun en değerli şeyini çalar: Zaman…”

Napoleon Bonaparte

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir